Bu sorunun cevabını aramak için yola çıkmış bir çok makaleye kolayca ulaşabiliyoruz. Bu makalelerde astrolojiyi bir bilim olarak kabul eden kesim, astrolojinin metodunun, yöneldiği ve kullandığı nesnelerin somutluğu üzerinden bir kurgulama ile astrolojinin bilimselliğini isbata yönelmektedir. Bu ekole göre astroloji, istatistik ve hatta biyoloji kadar, yaklaşım noktalarına bağlı olarak da belki iktisat kadar bilimdir, bilimseldir.
Açıkçası bu bakış açısının karşılaşacağı problemler oldukça zorludur. Astrolojiyi kullandığı nesnelerin gerçekliği ve metodunun ortaya koyduğu analitik hareket biçiminden yola çıkarak değerlendirmek ve günümüzde kenarları keskinleşmiş ve doğrudan nesnellik yerine metod incelemesi ile sınırlarını belirleyen bilimler sınıfına sokmaya çalışmak, belki bu güne kadar astrolojiye itibar sağlamak isteyenlerin ona verdikleri en büyük zarar olarak kabul edilebilir.
Tam olarak demek gerekirse 'bilimler gittikçe sanata ve sanat metoduna yaklaşmaktadır.'
Ancak bu gerçeklikten kopuş olarak algılanmamalıdır. Zira bilim hiç olmadığı kadar gerçekliğe bağlıdır günümüzde... Bu kaymanın sebebi gerçekliğin sanata yakın ve insan zihninin kurgu kalıplarının darlığında barinamayacağı gerçeğine toslanmış olmasındandır. Yani sanata yaklaşma nesnel dünyanın daha net gözlemlenmesi sebebiyle insan zihnine bir dayatmasıdır. Artık kesinlikler o kadar da kesin değildir!.. Artık bilinmezliği de içine alan denklemler kurulma dönemi açılmıştır.
İşte Astroloji tam bu noktadan dikkatli zihinler eliyle yeniden doğabilir... Zira o, en somut gözlem nesnelerinden biri olan astronomi objeleri üzerine kurulu bir temel ve insan varoluşunun tüm gizemini birleştiren bir noktadan doğmaktadır. Nesneleri somuttur. Ancak metodu bu somutluğun arkasında varolana yönelmiş bir farkındalık üzerine kuruludur. Böylelikle anlaşılması gereken şu olmalıdır ki; Astroloji tüm zamanlar boyunca bilim değil SANAT varolmuştur.
Zihinlerde yeni kuşak anlayışın astroloji ve metodunu tam olarak canlandırabilmek için en iyi örnek olarak 'kurbağa prens' hikayesine başvurmak istiyorum. Hepimizin bildiği hikayedir: prenses kurbağayı öper ve kurbağa prense dönüşür...
Bu hikayede kurbağa gerçektir. Prens ve prenses de... Aynı biçimde tüm dekor unsurlarda gerçektir. Burada gerçek derken nesnelliği anlıyorum ve nesnel olmayanlar gerçek değildir demek istemiyorum kesinlikle...
Kurbağanın prense dönüşmesi ise nesnel gerçekliğin olgularıyla bağdaşmaz muhakkak... ve işte tamda burada ortaya çıkan sorunu çözmek, bize -astroloji- hakkında bir yaklaşım getirecektir... Elbette -bildiğimiz- nesnellik dünyasında kurbağanın prense dönüşmesi söz konusu değildir. Fakat bu bir hikayedir zaten... Dikkat ederseniz; hikaye, sembol ve allegorilerle bir mesajı bir bilinç durumunu aktarma yöntemidir. Dolayısıyla bir nesnellik aktarma aracı veya bir fotoğraf makinası olmaktan çok, bir ressam tualidir. Ve gerçek resim gibi, doğayı taklit ve yansıtmak değil onu anlamlandırmak amacı güder!..
Bu manada kurbağanın prense dönüşümü laboratuar şartlarında 'anlamsız' olmasına rağmen hikayede hepimizin üzerinde ortak bir izlenim uyanır... Prens 'sevgi' sebebiyle dönüşür... ve bizler ne kurbağayı ne prensi mesaj olarak alırız, bizim için bu hikayeden alınan ders sevginin gücüdür...
Astrologda tam bu noktadadır: o bir sanatçıdır, bir hikayeci; bir tebliğci olmaktan çok bir telkincidir... Astrolog, bir kurbağa kadar nesnel olan planetsel hareketlerden, yıldızlardan ve insandan bir sentez yapar... Bir anlam ve mesaj üretir... Bu üretim rastgele saçmadan uzaktır... Her ne kadar kurbağanın prense dönüşmesi salt gözlemci tabiat bilimleri açısından gerçeklikten uzak olsa da, psikoloji ve ruhbilim alanında burada semboller ile yaratılmak istenen bilinç halinin gerçekliği tartışılmazdır... Ve hikayecinin amacı zaten kurbağanın veya insanın anatomisi olmadığı gibi, astroloğun amacı da neptünün yüzey analizi veya insanın anatomisi değildir... Astrolojik bilgi, bunları bulundukları gerçeklikten yükselterek yeni bir bilinç alanında, sembolleştirir. ve bu nesnelerin birbiri ile uzay-zaman-bilinç üzerindeki konumlarının hikayesini verir...
Bu sebeple astroloji de 'iki kere iki dört' değildir; iki kere iki ne ediyorsa astroloji ona 'dört' dert... yani dört dışarıda varlığı olan bir gerçeklik değil, insanın dünyaya yönelttiği anlamlandırma sürecinde insan-nesne etkileşiminden doğan nesnelliği aşkın gerçekliktir... İki ile ikiyi çarpma fikri doğmadan önce bir dört yoktur!.. Astroloji bunu anlamlandırma olarak kabul eder... kurbağa kurbağadır ve prens prenstir. Ancak ne kurbağanın incelenmesinden ne de prensin incelenmesinden 'kurbağa prens' den çıkarılan ders çıkarılamaz, bu yeni oluşan bilinç durumuna erişilemez...
Bugün fizik gibi kaskatılığı ve değişmezliği ile insanların ilgisinden uzaklaşmaya başlamış bir bilim alanının dahi, gerçekliğe derinlemesine bir yönelişle kuantum dünyasına girmesi, onu sembolizme yönelmek zorunda bırakmıştır. Bu durumdan rahatsız olan fizikçiler olsa da, görülmesi gereken asıl yön; bu sembolizm dünyasına mecburi giriş sebebiyle kuantum dünyasının yeniden insanlığın ilgi alanına girmiş olması gerçeğidir!.. Üstelik kuantum fiziği newton fiziğinden daha anlaşılmazdır... bu sebeple daha 'anlatılamazdır' da... ancak daha insanidir; daha sezgiseldir çünkü!...
Astrolojiye zorlama itibar kazandırma çabaları yerine, onun üzerine düşünmek bilinç-düşünce bütünlüğü halinde bir konum belirlemesi yapmak, ancak metod araştırması ile mümkündür. yoksa kullandığı nesneler üzerinden ispat çabalarıyla daima eksik, eski ve yarım kalmaya yada ciddiyetten uzak olarak algılanmaya mahkumdur...
Astrolojiye 'Astrominin bu çılgın kızına' hak ettiği itibari vermek isteyenlerin yapması gereken bir astro-felsefe oluşturarak içine sistematik bir astroloji sanat'ı ile bergsonvari bir estetik -diyalektik sentezini dahil etmekten ibarettir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder