Sin'den Günlük Astrolojik Burç Yorumları



astromedya

30 Nisan 2009 Perşembe

Mayıs Ayında gelişecek önemli astrolojik olaylar....


Mayıs’ın 6 sında Merkür ikizler’deki retrosunu tamamlayarak ve ayın 30’unda boğa burcuna girmiş olacak.

Normalde Merkür bir sene içinde 3 defa retro yapar ancak 2009 yılı Merkür’ü dört sefer retro yapacak. Merkürün retroları kendisine ait burç olan ikizlerde ve bu dolayısıyla herkes üzerinde çok etkili olacak. Bu normal Merkür retrosunda yaşanan herşey katlanarak yaşanacak demektir. Yani, kontrat imzalarken, elektronik cihazlar alırken, seyahat planları yaparken veya günlük rutin işleriniz sırasında yaşanacak olan her türlü aksaklık, iletişimsizlik ve geçimsizliğe hazır olunmalı.

Mayıs’ın 8 inde Akrep burcunda gerçekleşecek bir dolunay var. Size geride kalmış işlerinizi tamamlamanız ve üstesinden gelmeniz için enerji ve destek verecek. Ayın bu dolu dolu enerjisini plan ve projelerinizi tamamlamak için kullanabilirsiniz.

Satürn, disiplin ve karma gezegeni 31 Aralık 2008 den bu yana retrodaydı. Mayıs 18 itibariyle tekrar ilerlemeye başlıyor. Bu da önümüzde hareket etmemize olanak verecek kapıların açılacağı veya bariyerlerin kaldırılacağı demek oluyor. Başarıya giden yolda ilerlemek çok daha kolay olacak ve işlerin nasıl yoluna girdiğine siz bile hayretler içinde kalacaksınız.

Mayıs’ın 20 sinde, güneş İkizler burcua geçiyor. Bu ay bütün ikizler için çok önemli ve aynı zamanda hepimiz içinde öyle. Yüksek zihinsel mantalite, esprsitüellik, merak, konuşkanlık düzeylerimizde artışlar olacak ve her zamankinden fazla çevremizle ilgileneceğiz.


Hayaller gezegeni Neptün ise, Mayıs’ın 28 inde Kova burcunda retrosuna başlıyor. Hayallerimize ulaşma yollarımızı tekrar gözden geçirmemize ve hatta hayallerimizi hayata geçirmemize olanak tanıyacak güzel bir dönem olacak.

Son olarak, Merkür ayın 30 undan sonra tekrar ilerlemeye başlayınca, doğal olarak iletişim, haberleşme veya teknik ekipmanlarla yaşayacağımız sıkıntı, aksaklık ve baskılar üzerimizden kalkarak daha kolay hareket edebileceğiz.

Hepimize hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz güzel bir Mayıs ayı diliyorum...





24 Nisan 2009 Cuma

KADER - ALINYAZISI VE ASTROLOJİNİN VARLIĞINA EN BÜYÜK KANIT.....






Hemen tüm mistik öğretilerin temel yaklaşımlarından biri mikrokozmos ile makrokozmosun aynılığı, benzerliği ve örtüşmesidir. Tasavvuf felsefesinde alemi sagir (microkozmos) ile alemi kebir (macrokozmos) ayniyeti prensibi vardır.

Alemi sagir yani küçük alem insandır. Alemi kebir yani büyük alem ise tüm yaratılmış evrene izafe edilir. İki alemin birbirinin izdüşümü olduğu fikri sadece tasavvufta değil dünyanın tüm mistik yönelimlerinde kabul görmektedir.

İşte bu yaklaşımın astrolojideki yansıması bizi yod analizine götürür. Yod -tanrının parmağı olgusu, dünya veya kişilerin kaderinde çok önemli ve kaçınılmaz dönüşümleri sergiler. İnsanlar açısından ise çok daha derin bir mana barındırır. Olaya astrolojik mikrokozmos ve makrokozmos benzerliğinden bakılırsa, kişinin makro-horoskopuna karşılık gelen bir mikro-horoskopunun da olması gerektiği düşüncesi bu fikrin tetikleyici noktasıdır.

Bu izdüşümü ve benzerliği Mevlana 'nemde ne varsa yemde de o vardır' cümlesiyle özetler. Yani kısaca 'ne varsa evrende bende aynısı var' diyen
bu deyiş ile, yukarıda resimlerde verilen örneği birleştirebilirsiniz.

Buradaki el ayası çizgileri ile aynı kişinin doğum horoskopundaki açıların birebir benzerliği oldukça net gözlenmektedir. Bu çok dikkat çekici ve üzerinde derin derin düşünmeye yol açabilecek örneğin varlığı, astrolojinin bir nevi kanıtı olmasının yanı sıra, kader veya alınyazısı denilen olgunun da varlığının birebir kanıtıdır.
Açıkça görülenin ötesinde başka yoruma gerek olduğunu sanmıyorum.... Siz ne dersiniz ?



20 Nisan 2009 Pazartesi

RELATIONSHIP SCORES - ilişki analizi rapor ve puanlanlandırılması -


1.Romantik ve cinsel çekim : 134


2. İlgi alanlarının paylaşımı : 114


3. Ortak hedef belirleme ve hareket edebilme kapasitesi : 223


4. Problem çözme, iletişim kurma ve karşılıklı anlayış : 50


5. Nezaket, arkadaşlık, keyif alma, huzur ve mutluluk hissi : 169


6. Asabiyet, rekabet, güç, hırs veya şiddet duyma : 226


7. Maceraperestlik, sürprizler, spontan olmak : 185


8. Yaratıcılığı paylaşma, hayal gücü, ilham ve esinlenme : 161


'' Satürn ve venüs'ün asc ye yani yükselene yaptığı çok güzel trine açıları var. 8. evdeki ve kavuşumdaki bu gezegenlerin yükselenle yaptığı bu açılar çiftin fiziksel anlamda dışarıdan çok uyumlu görünmesini sağlamakla birlikte aynı şekilde çift arasında da var olan yüksek çekimi çok net gösteriyor. bununla birlikte........ ''

Bu haritada söylenebilecek daha çok şey var elbette ve ilgililerine gerekli bilgiler verildi... sizde bu bilgileri edinmek istiyorsanız email ile astromedya@gmail.com dan bize ulaşabilirsiniz.....


17 Nisan 2009 Cuma

HERMETİK ÖĞRETİYE DAİR KISA BİR ÖNBAKIŞ



Genel Olarak Hermetizm


Hermetizm, Eski Mısır’da yaşamış bilge Hermes-Thot’un (Trismegistus) öğretisidir.
Hermetizm adının sonundaki “izm” sonekine bakılarak ilk bakışta bunun günümüzdeki bir felsefi akım olduğu sanılabilirse de, felsefi bir akım değildir. Kimilerine göre Hermes-Thot bir inisiye idi, dolayısıyla öğretisi ezoterik bilgilerden oluşuyordu. Eski Yunan yazarlarına göre bu ezoterik öğreti Mısır’ın özellikle Teb ve Memphis tapınaklarındaki inisiyasyonlarda öğretiliyordu. Mısır kökenli Yunanca metinlerde Hermes-Thot’dan
majinin, simyanın, astrolojinin, astronominin,tıbbın ve bilgeliğin kurucusu olarak söz edilir. Bu metinlerde ondan “üç kere büyük Hermes” anlamında “Hermes Trismegistus” olarak söz edilir.

Bahsi geçen Hermes karakterinin din tarihçileri açısından İdris Peygamber olduğu, zira kelimenin etimolojik ve semantik kökenleri açısından eşleştiği diğer akla yatkın iddiadır. İdris Peygamber, astronomi, matematik ve yazı gibi 'ilimler'i getiren, bildiren, öğreten olarak tanımlanmaktadır.

Böylece din tarihçiliği açısından Hermes, İdris Peygamberin zaman içinde deforme olmuş imajı olarak belirlenmektedir.


Kökenine dair Varsayımlar


Murry Hope gibi kimi araştırmacılar bu öğretinin Mu Kıtası ve Atlantis’e indirilen Sirius kültürü ya da öğretisinin İ.Ö. 16.000 yıllarında Mısır’a getirilmiş biçimi olduğu görüşündedir. James Churchward bu öğretinin özgün adının Osiris dini olduğunu ve Osiris’in İ.Ö. 18-20.000 yıl önce Mu’da eğitilmiş bir Atlantisli bilge olduğunu ileri sürer. Churchward’a göre Osiris Atlantis’te dinsel bir reform yapmış ve reform yaptığı tek tanrılı din İ.Ö.16.000 yıllarında Atlantisli bilge Hermes-Thot tarafından Mısır’a getirilmiştir. Mısır’da Osiris’in yolu denilince bu dinin ya da öğretinin egzoterik (dış, şeriatla ilgili) kısmı İsis misterleri veya Horus yolu denilince de ezoterik (iç, yalnız inisiyelerce bilinen) kısmı anlaşılıyordu.


Hermetika-Zümrüt Tabletler Hakkında


Hermetizm hakkında bilgi veren eski metinler günümüzde hermetika ya da zümrüt tabletler olarak adlandırılır. Bunlar eski Mısır’da kutsal alfabeyle yazılmış orijinal kayıtların farklı alfabelere çevrilmiş kopyalarının kısmen eski Yunanca’ya ve Latinceye çevrilmiş bölük pörçük parçalarından oluşurlar. Bu metinlerin İskenderiye yangınından ve bağnazların ellerinden kurtulabilmiş kısımlarındaki bilgilerin de, hem çeviriler sırasında hem de başka nedenlerle bir miktar anlam kaybına uğradıkları sanılmaktadır. İskenderiye Kütüphanesi’nin 5.yy.’da Kilise tarafından yönlendirilen yıkımından sonra bu metinlerdeki bilgilerin günümüze dek korunabilmasinde, Pisagor, Platon ve eski Yunanlı yazarlar kadar, Ortadoğu’daki ezoterik ekollerin de büyük katkısı olmuştur. Ortadoğu’da korunan hermetik bilgiler Avrupa’ya özellikle Floransa yoluyla aktarılmış olup Kilise’nin tüm çabalarına rağmen Avrupa’da yayılmayı başarmıştır. Sözkonusu Yunanca ve Latince çevirilerin yazarları başta Poimandres olmak üzere, Zosimos, Fulgentius, Iamblikos ve John Stobaeus’dur.


Hermetik Düşünce Örnekleri


Fiziksel alem süptil alemin aynasıdır.
Ezeli ve ebedi olan Tanrı, düşüncelerle anlaşılmaz.
Ruhlar yeryüzüne sınavlarla gelişim için gelirler, almaları gereken dersleri alana kadar tekrar tekrar doğarlar.
Kişiyi ölüm sonrasında vicdanı yargılar, kişinin yeryüzünde yaşarken yaptıkları unutulmaz.
Bu ruhlar bir zaman sonra büyük ışığa doğru çekilirler, onlara yol gösterilir.
Eski insanların kökeni Dünya-dışı’dır.
Evrende kozmik yasalar işlemektedir.
İnsanlar kaderlerini yaptıkları iyi ya da kötü hareketlerle belirler.
İnsanlar yaşadıkları dünyayı kirletmeleri halinde dört unsurun başkaldırmasıyla karşılaşacaktır.
Yunuslar ve arslanlar diğer hayvanlardan daha gelişmiş varlıklardır.


İLİŞKİ ANALİZİ için ÖRNEK (DOĞUM HARİTALARININ KARŞILAŞTIRILMASI)



EBRAR ve SAVANNA çiftine ait kısa bir ilişki analiz raporu örneği

1. Romantik ve cinsel çekim : 166

2. İlgi alanlarının paylaşımı : 57

3. Ortak hedef belirleme ve hareket edebilme kapasitesi : 94

4. Problem çözme, iletişim kurma ve karşılıklı anlayış : 277

5. Nezaket, arkadaşlık, keyif alma, huzur ve mutluluk hissi : 252

6. Asabiyet, rekabet, güç, hırs veya şiddet duyma : 51

7. Maceraperestlik, sürprizler, spontan olmak : 171

8. Yaratıcılığı paylaşma, hayal gücü, ilham ve esinlenme : 78



Derecelendirme Tablosu:

150 ve üzeri ÇOK GÜÇLÜ!
125 ve 150 arası GÜÇLÜ!
85 ve 125 arası STANDARD!
75 ve 115 arası GELİŞTİRİLEBİLİR!
50 ve 75 arası GÜZSÜZ!
50 ve aşağısı ÇOK GÜÇSÜZ!

14 Nisan 2009 Salı

İLİŞKİ AÇILIMI VE BİR AÇILIM ÖRNEĞİ...


Deste kartlarına sahip olanlar bilirler.

Deste kartları da aynı klasik Tarot kartları gibi kelt açılımı ile yada Withces of Symrna (İzmir büyücüleri) kitabının yazarı Mara Meimaridi’nin kitabın arka sayfalarında göstermiş olduğu açılım şekline göre açılım yaparlar.

Tarot derslerindeki öğrencilere de söylediğim gibi, en iyi açılım sizin kendi kendinize deneyip yanılma metotları kullanarak, çoğu zaman kendi kendinizin sağlamasını da yaparak oluşturduğunuz bir açılımdır. Bu tarz açılımlarda kartlarla kurduğunuz zihinsel ilişki ve enerji gereği, klasik açılımlardan çok daha net ve belirgin sonuçlar alırsınız.

İşte o yüzden, merak edenlere kendime ait kullandığım açılıma bir örnek göstermek istedim. Resimdeki iki kişi, benim ilişki açılımı yapacağım kişileri baz alarak seçtiğim kişilerdir. Bu kişi yada belirleyici kartları çoğu zaman yorum isteyenlerin kendilerine seçtiririm. Doğal olarak onların enerjisini kullanarak bilinçaltına girmemi kolaylaştırır.

Bu açılımda, her iki kişinin de ilişki içinde kendilerini nerede gördüklerini, yakın geçmişte yaşadıklarını, bunun sebep olan olayları, çevre koşulları ve diğer kişilerle olan iletişim ya da durumların ilişkiye olan etki veya efektlerini, yakın gelecekte yaşanacak muhtemel olayları net bir şekilde görebilirim. Benim açılımlarımda bütün deste kartları kullanılır ve bunun yanı sıra çok daha değişik konfigürasyonlar da yaparım.

En son da görünen kart ise, en çok merak edilen sorunun cevabını verir. Yani ilişkinin muhtemel geleceğini…

Bu örnekte ise ilişkinin gidişatı ne olursa olsun, birbirine çapa atmış insanları görüyorum ben…







13 Nisan 2009 Pazartesi

ASTROLOJİDE KESİNLİK OLGUSU ÜZERİNE BİR DENEME

Astrolojik görülerin kesinliği daima tartışma konusu olmuştur. Bir kişinin gelecek analizi nereye kadar kesinlikle tahmin edilebilir?.. Bu kesinliğin derecesini belirleyen faktörler nelerdir?.. Horoskop analizinin kesinlik derecesi daha yüksek bir noktaya nasıl çıkarılabilir?..
Bu ve benzeri soruların yanıtlarını birlikte aramak için bu makaleyi kaleme alıyorum. Uzun ve detaylı bir metin yazmak yerine, bu yazıda astrolojide kesinlik olgusunu etkileyen unsurlar ve araştırdığımız konuya yardımcı olacak yan unsurlara ait verileri gözler önüne sermek ve böylece bir determinist-kaba tanım yerine okuyucunun da düşünmesini sağlayacak bir arkaplan bilici oluşturmayı umuyorum...

1- En kesin olduğuna inanılan bilimlerden fizikte dahi uzay-zaman koordinat sisteminin mutlak bir kesinlikle bilinemeyeceği, özellikle astronomik boyutlarda koordinat sisteminin ancak ve ancak izafi bir belirlenim olduğu unutulmamalıdır. Uzay-zamanda, sağ-sol, aşağı yukarı gibi kavramlar, ancak belirli bir noktanın referans (veya merkez) olarak KABUL EDİLMESİ ardından birer gerçeklik olarak görülür. Einsteinin ünlü izafiyet teorisi, bu konumlandırmanın izafiliğini isbat çabasıdır.

2-Astrolog, bir horoskop analizi gerçekleştirmek için, nesnel gerçekliği olan astronomik enstrumanlar ve doğum bilgileriyle, nesnel değil ancak nesnel üzerine etki eden bilinç ve bilinçaltı enstrumanlarının etkileşimi üzerinden hareket eder.

3-Evrenin ve içindeki astronomik enstrumanlarının sonsuzluğu, sadece bir insanın doğumunu değil, herhangi bir hadisenin vukubulmasını da eşsizleştirir. Evrende bulunan astronomik unsurlar, bir kişinin doğum anında öyle bir pozisyonda bulunurlar ki, bu pozisyonlar yalnız ve yalnızca o ana ait bir uzay-zaman koordinat noktasını işaret eder. Böylece, iki olgunun uzay-zaman üzerinde üstüste gelmesi neredeyse imkansızlaşır ve kişiye özel bir eşsizlik ve tekillik sağlar... Özetle evrende gerçekleşen her olguya, yalnız o olguya ait eşsiz bir uzay-zaman pozisyonu denk düşer...

4-Uzay-zaman pozisyonları, zamandaşlık ilkesini aşar... İki hadise, mesela iki doğum vakıası saliseler ritmiyle dahi aynı anda gerçekleşmiş yani zamansal olarak aynı olmuş olsa bile, uzay-zaman pozisyonu itibarıyle aynı olması imkansızdır... Örnek olarak Sin ile MesaleM Süleymaniye doğum evinde ve aynı odada dünyaya gelmiş olsa bile ayrı mekansal düzleme sahiptirler... Yanyana yataklar koordinat sisteminde çok küçük de olsa farklı noktalardır...

5-Fizikte çok defa bir cismin hareketi incelenirken bir takım etken-değişkenlerin hesaba katılmadığı olur. Bazı zamanlarda havanın direnci, bazı zamanlarda sürtünme katsayısı... Bu durum bu değişkenin veya cisme etkiyen böyle bir kuvvetin varolmadığı anlamına gelmez. Ancak çok defa elde edilmek istenen sonuç açısından oldukça önemsiz kalan bir etken olduğu düşünülerek hesap dışı bırakılır... Ayrıca bir cismin hareketine etki eden fakat bilinmeyen diğer bazı etken ve değişkenlerin varlığı da söz konusu olabilir... Kozmik radyasyon, negatif parçacık ışımaları vs bunlara örnektir. Ancak bu etkenlerin gözardı edilmesi cismimiz hakkında edindiğimiz bilginin bizi tatmin edecek kadar kesinliğe ulaşmasını da engellemez...

6-Astrolog, bir kisinin doğumu esnasında varolan sonsuz astronomik enstrumanın (gezegenler, göktaşları, yıldızlar, bulutsular ve karadelikler ve diğer bilinmeyen cisimler) tam doğum anında bulunduğu belirli ve kesin uzay-zaman pozisyonunun, kişinin bulunduğu koordinat noktasıyla gerçekleştirdiği etkileşimi araştırır... Bu uzay -zamansal pozisyon eşsiz ve kişiye özeldir ve daha ilginci kişinin hayatı boyunca bu eşsizlik ve tekilliği yani enstrumanların kişi ile oluşturduğu açısal pozisyon daima devam eder...

7-Astrolog, tıpkı astronomların evren hakkında bilgilerinin gözlem aletlerinin yetersizliği sebebiyle mutlak manada kesinlik belirtememesi gibi, sonsuz evrende sonsuz astronomik enstruman hakkında mutlak pozisyon bilgisine sahip olamamak sebebiyle, bilinenler üzerinden hareket etme yolunu seçer... Astronomi evrenin genişliği veya yıldız sayısı hakkında nasıl ki gözlemlenebilir evrenden çıkardığı sonuçlar üzerine yaptığı tahminlerle cevaplar verebiliyorsa, astrologda, gözlemlenebilir enstrumanlar üzerinden yaklaşık tahminler yapar...

8-Kesinlik gerek astronomide gerek fizikde ve gerekse astrolojide girdilerin kesinliğine bağlı bir olgudur. Tüm değişkenlerin mutlak olarak bilindiği bir denklemden çıkan sonuç elbette mutlak bir kesinlik verecektir... Ancak izafiyet teorisininde isbat ettiği gibi, evrende en kesin bilimlerden sayılan fizik alanında dahi mutlak anlamda bir uzay-zaman noktası tespit etmek mümkün değildir... Evrende bir uzay-zaman noktasında duran kişi bulunduğu noktayı evrensel olarak tanımlayamaz... Tanımlaması (sağı, solu, aşağısı yukarısı) ancak kendi açısından olabilir ki, işte bu durum tam olarak izafiyettir...

9- Bir horoskop analizinde, doğum tarihi ve doğum saatiniz ve doğum yeriniz mutlak anlamda bir kesinlik sunmaz... Doğum tarihiniz -eğer net olarak biliyorsanız- bu değişkenler içinde en kesin olanıdır. Fakat doğum saatiniz daima yaklaşıktır. Aynı biçimde doğum yeriniz ya bir şehir veya en yetkin haliyle bir ilçe veyahut bir hastahane koordinatına kadar inebilir... Böylece uzay-zamanda sizin doğumunuzla ilgili size ait eşsiz pozisyona mümkün olan en yaklaşık bilgileri girdi olarak almamıza rağmen, görüldüğü gibi mutlak bir kesinliğe inmek mümkün olamamaktadır... Ancak gerçek bir analizde, horoskop kadar okuyucunun bilgisi ve sezgileride devreye girer... Bu noktada aradaki girdi eksikliğinden doğan boşluğu sezgisel yaklaşım tamamlar...

10-Girdilerden kaynaklanan bu kesinlikten yoksunluk, analiz çıktılarına belirsizlik olarak yansır... Kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesinin bir yansıması, bir benzerliği ile karşı karşıyayızdır... Ancak bu durum mutlak bilgisizlik demek değildir... Bu durum evrendeki enstrumanların size ait eşsiz uzay-zaman pozisyonunun mutlak kesinliği ile, herhangi bir olgunun herhangi bir uzay-zaman durumuna ait sonsuzluğu arasında, girdiler olan doğumsal bilgilerinizin kesinliğe yakınlığına nisbetle yaklaştığı andır... Sonsuz astronomik enstrumanın sonsuz bir evrende sonsuz sayıda pozisyonu işaretlediği ortadadır. Böylece sizin hakkınızda hiçbir girdi olmadan yapılabilecek tahminlerin de sonsuz olması gerekir. Ancak doğum bilgilerinizin belirlediği uzay-zaman pozisyonu, kesin pozisyonunuza ne kadar yaklaşırsa bu sonsuz ihtimaller alemi daralmakta ve bilgilerin kesinliği miktarınca size özel tekilliğin ve eşsizliğin ihtimalleri de daralmaktadır.

11-Bir horoskop analizinde bilgiler girilmeden önce sizin için sonsuz ihtimal mevcuttur... Bilgiler girildikten sonra, konum yaklaşık olarak saptanmakta ve ihtimallerinizin sayısı azalmaktadır... Örnek verirsek, hiç bir bilgi girilmeden Sin'in sorulan belli bir durum karşısında sergileyeceği tavır, bu durumla karşılaşma ihtimali diyelim bir milyar değişik versiyona sahiptir... Ancak değişkenler ve doğum bilgileri girildiğinde, bu ihtimal sayısı 10 adete düşebilmektedir... Eğer değişkenler ve uzay-zaman koordinatlarını verecek doğum bilgileri mutlak bir kesinlikle girilebilseydi bu durumda bu ihtimal iki (2) ye düşecekti...

12-Düşündüğünüz gibi olmadı!... Yani kesin ve mutlak bilgiler girildiğini varsaydığımızda bile önümüzde 2 seçenekli bir yol kaldı... Neden?.. İşte tam bu noktada kader-karma, hürriyet-seçim ve insanın özgürlüğü, seçimleri ve sonuçlarının sorumluluğunu alabilme gücü devreye girer... Kaderin bilinemezliği tam olarak budur... Yani, astrolog evrendeki sonsuz cisimlerin tümünü bilse, ayrıca sizin doğum bilgilerinizi mutlak uzay-zaman koordinat sisteminde belirlese ve bunları bir horoskop analiz denkleminde kullansa bile karşılaştığınız vakıada sizin insan olmanız sebebiyle özgür iradenize ait seçiminiz üzerinde hüküm koyamaz. Ancak yorum yapabilir...

13-Gerçek sezgilere sahip bir astrolog sizin söylediklerinizle değil daha ziyade söylemek istemediklerinizle ilgilenir. Zira o bilinçaltı ile temasa geçmek ister. Çünkü insanların seçimleri bilinçüstü düşüncelerden çok bilinçaltı ruh dalgalanımları, duygusal temayüller ve geçmiş biriktiren alt-hafızanın bilinç dışı mancınık etkisine bağlıdır... Bu nokta astroloğun yorumculuğunu, sezgisel gücünün yetkinliğini devreye soktuğu yerdir. Böylece o sizin teamüllerinizle temasa geçerek ikili bir ihtimal üzerinde hangi yöne kıvrılacağınıza dair sezgisel bir hamle ile çıkarıma gider... Bu çıkarım sizi bir nesne olarak karşısına koyarak üzerinize bir ikili bahis oynamak gibi değildir...

14-Sezgisel çıkarımın metodu, astrolog bilinçaltında sizin bilinçaltınızla temasa geçerek SİZ OLUR... Böylece o bu durum karşısında birleşik bir bilinçaltı atağı bekler... En sonunda ise, karşılaşılmış bu ikilem karşısında kendisinin nasıl karar verdiğini gözler... Size sizin nasıl bir şeçim yapacağınızı anlatırken aslında kendisinin nasıl bir seçim yaptığını, daha doğrusu sizin bilinçaltınızla birleşip siz olduğu için, karşılaşılan bu ikilem karşısında seçimi yapan bilinçaltı atağının ne yöne kıvrıldığını söyler... Söylediği kendi seçimidir... Ancak kendisi aslında sizdir...

15-Özetlersek, verilerin kesinlikten uzak olması sebebiyle astrolog bir analizde sonsuz olan ihtimaller alemini daraltsa da mutlak kesinlikten dem vuramaz. Ancak sonsuz olan ihtimalleri sayılabilecek kadar daraltabilir. Ardından sezgi yetisinin gücü ile sizin bilinçaltınızla temasa geçebildiği oranda bu ihtimaller karşısında yapacağınız seçimlerin karakterini algılar... Neticede ise, sizinle bilinçaltında birleşerek kendi üzerine etkiyen kuvvetleri ve kendisinin bu kuvvetlere verdiği tepkileri gözleyerek karşılaşılan hadisede kendi seçimini size sunar... Sizinle ne kadar birleşebildiyse, kendi seçimleri hakkındaki değerlendirmeleri sizin seçimlerinizi verir... Bu başarı, belirsizlikler üzerinden kesinliğe bir kapı açmış olur...

6 Nisan 2009 Pazartesi

'ASTROLOJİ VE BİLİM'

Astroloji bir bilim midir değil midir?

Bu sorunun cevabını aramak için yola çıkmış bir çok makaleye kolayca ulaşabiliyoruz. Bu makalelerde astrolojiyi bir bilim olarak kabul eden kesim, astrolojinin metodunun, yöneldiği ve kullandığı nesnelerin somutluğu üzerinden bir kurgulama ile astrolojinin bilimselliğini isbata yönelmektedir. Bu ekole göre astroloji, istatistik ve hatta biyoloji kadar, yaklaşım noktalarına bağlı olarak da belki iktisat kadar bilimdir, bilimseldir.

Açıkçası bu bakış açısının karşılaşacağı problemler oldukça zorludur. Astrolojiyi kullandığı nesnelerin gerçekliği ve metodunun ortaya koyduğu analitik hareket biçiminden yola çıkarak değerlendirmek ve günümüzde kenarları keskinleşmiş ve doğrudan nesnellik yerine metod incelemesi ile sınırlarını belirleyen bilimler sınıfına sokmaya çalışmak, belki bu güne kadar astrolojiye itibar sağlamak isteyenlerin ona verdikleri en büyük zarar olarak kabul edilebilir.

Herşeyden önce astroloji, illaki bilimsel bir tanım ve kapsam içinde olmak zorunda değildir. Bilimin kendini sorguladığı bir çağda, astrolojinin sırf itibari kaygılarla kendini bilim sınıfına dahil etme çabası, onun modası geçmiş ve avam kabul edilen bir mirasa dayanıyor olması sebebiyle 'ciddiyetten uzak' olarak görülme endişesinden kaynaklandığı gibi, son derece ayağa düşmüş, hemen heryerde üzerinde birşeyler söyleyebilecek birilerinin varolmasından kaynaklanan basitleştirilmesinden de kaynaklanıyor.

Bilim ve Felsefeye yakın biri olarak hemen ifade etmeliyim ki, astroloji, yarım astrologların, yarım oluşlarını perdelemek gayesiyle bilim çerçevesine dahil etmeye zorlasalar bile, Astronominin çılgın kızı astroloji ısrarla bilim olmayı reddeder. Bilimsel de değildir. Zira kollektif insan düşüncesi genel geçer bir 'bilimsellik' imgesinden kurtulalı neredeyse bir yüzyıl olmuştur. Dolayısıyla bilim ve bilim metodu denildiğinde tüm bilim dallarını kuşatan bir ortak doğrular silsilesinin varolduğu tezi rafa kaldırıları epeyce vakit olmuştur. Artık bilimler dahi kendi aralarında farklı metod ve usüllerin varlığını kabul etmekte ve problemlerin kendilerine has yöntemler ile çözüme kavuşturulacağı ilkesiyle hareket etmektedir.

Tam olarak demek gerekirse 'bilimler gittikçe sanata ve sanat metoduna yaklaşmaktadır.'

Nedir sanat metodu?.. Akıl ve beş duyu ile kavrananın ötesinde (üzerinde veya yanında) his ve sezgi ile algılanan bir gerçekliğin daha varolduğu düşüncesiyle, görünenin ötesine nüfuz etmek 'farkındalık' yaratmak... Kavranan gerçekliğin aktarımında katı kalıplar kurmak yerine, olası belirsizlikleri de hesaba katan, dinleyiciyi veya gözlemciyi de anlama sürecine dahil eden, dinamik yapılar kurmak... Anlatmaktan çok tasvir etmek... Eskilerin lisanıyla tebliğden çok telkin sanatı...

Bugün bilimin dahi sanata veya sanatın metoduna kayıyor olduğuna dair tespit son derece haklıdır... Özellikle bilinç ve insan duyguları, zihin ve kuantum gerçekliği alanında söz konusu olan ilerlemeler, holografik zihin teorileri, kuantum gerçeklik algısı, belirsizlik ilkeleri, duyguların birimsel ölçü yerine duyu şiddetinin kabul edilmesi... Tüm bu yaklaşımlar bilimin sanata doğru mecburi tırmanışını getirmektedir.

Ancak bu gerçeklikten kopuş olarak algılanmamalıdır. Zira bilim hiç olmadığı kadar gerçekliğe bağlıdır günümüzde... Bu kaymanın sebebi gerçekliğin sanata yakın ve insan zihninin kurgu kalıplarının darlığında barinamayacağı gerçeğine toslanmış olmasındandır. Yani sanata yaklaşma nesnel dünyanın daha net gözlemlenmesi sebebiyle insan zihnine bir dayatmasıdır. Artık kesinlikler o kadar da kesin değildir!.. Artık bilinmezliği de içine alan denklemler kurulma dönemi açılmıştır.

İşte Astroloji tam bu noktadan dikkatli zihinler eliyle yeniden doğabilir... Zira o, en somut gözlem nesnelerinden biri olan astronomi objeleri üzerine kurulu bir temel ve insan varoluşunun tüm gizemini birleştiren bir noktadan doğmaktadır. Nesneleri somuttur. Ancak metodu bu somutluğun arkasında varolana yönelmiş bir farkındalık üzerine kuruludur. Böylelikle anlaşılması gereken şu olmalıdır ki; Astroloji tüm zamanlar boyunca bilim değil SANAT varolmuştur.

Onu bilim başlığı altına taşıyarak bir tür itibar temin etmeye çalışanların, mentalite olarak bilimin kutsallaştırıldığı 19-20. yüzyılların pozitivizm fikirlerinde donup kalmış olduklarını tespit etmek gerekir. O zamanlar bilimsel olmak bir itibar sebebiydi...

Zihinlerde yeni kuşak anlayışın astroloji ve metodunu tam olarak canlandırabilmek için en iyi örnek olarak 'kurbağa prens' hikayesine başvurmak istiyorum. Hepimizin bildiği hikayedir: prenses kurbağayı öper ve kurbağa prense dönüşür...

Bu hikayede kurbağa gerçektir. Prens ve prenses de... Aynı biçimde tüm dekor unsurlarda gerçektir. Burada gerçek derken nesnelliği anlıyorum ve nesnel olmayanlar gerçek değildir demek istemiyorum kesinlikle...

Kurbağanın prense dönüşmesi ise nesnel gerçekliğin olgularıyla bağdaşmaz muhakkak... ve işte tamda burada ortaya çıkan sorunu çözmek, bize -astroloji- hakkında bir yaklaşım getirecektir... Elbette -bildiğimiz- nesnellik dünyasında kurbağanın prense dönüşmesi söz konusu değildir. Fakat bu bir hikayedir zaten... Dikkat ederseniz; hikaye, sembol ve allegorilerle bir mesajı bir bilinç durumunu aktarma yöntemidir. Dolayısıyla bir nesnellik aktarma aracı veya bir fotoğraf makinası olmaktan çok, bir ressam tualidir. Ve gerçek resim gibi, doğayı taklit ve yansıtmak değil onu anlamlandırmak amacı güder!..

Bu manada kurbağanın prense dönüşümü laboratuar şartlarında 'anlamsız' olmasına rağmen hikayede hepimizin üzerinde ortak bir izlenim uyanır... Prens 'sevgi' sebebiyle dönüşür... ve bizler ne kurbağayı ne prensi mesaj olarak alırız, bizim için bu hikayeden alınan ders sevginin gücüdür...

Astrologda tam bu noktadadır: o bir sanatçıdır, bir hikayeci; bir tebliğci olmaktan çok bir telkincidir... Astrolog, bir kurbağa kadar nesnel olan planetsel hareketlerden, yıldızlardan ve insandan bir sentez yapar... Bir anlam ve mesaj üretir... Bu üretim rastgele saçmadan uzaktır... Her ne kadar kurbağanın prense dönüşmesi salt gözlemci tabiat bilimleri açısından gerçeklikten uzak olsa da, psikoloji ve ruhbilim alanında burada semboller ile yaratılmak istenen bilinç halinin gerçekliği tartışılmazdır... Ve hikayecinin amacı zaten kurbağanın veya insanın anatomisi olmadığı gibi, astroloğun amacı da neptünün yüzey analizi veya insanın anatomisi değildir... Astrolojik bilgi, bunları bulundukları gerçeklikten yükselterek yeni bir bilinç alanında, sembolleştirir. ve bu nesnelerin birbiri ile uzay-zaman-bilinç üzerindeki konumlarının hikayesini verir...

Bu sebeple astroloji de 'iki kere iki dört' değildir; iki kere iki ne ediyorsa astroloji ona 'dört' dert... yani dört dışarıda varlığı olan bir gerçeklik değil, insanın dünyaya yönelttiği anlamlandırma sürecinde insan-nesne etkileşiminden doğan nesnelliği aşkın gerçekliktir... İki ile ikiyi çarpma fikri doğmadan önce bir dört yoktur!.. Astroloji bunu anlamlandırma olarak kabul eder... kurbağa kurbağadır ve prens prenstir. Ancak ne kurbağanın incelenmesinden ne de prensin incelenmesinden 'kurbağa prens' den çıkarılan ders çıkarılamaz, bu yeni oluşan bilinç durumuna erişilemez...

Bugün fizik gibi kaskatılığı ve değişmezliği ile insanların ilgisinden uzaklaşmaya başlamış bir bilim alanının dahi, gerçekliğe derinlemesine bir yönelişle kuantum dünyasına girmesi, onu sembolizme yönelmek zorunda bırakmıştır. Bu durumdan rahatsız olan fizikçiler olsa da, görülmesi gereken asıl yön; bu sembolizm dünyasına mecburi giriş sebebiyle kuantum dünyasının yeniden insanlığın ilgi alanına girmiş olması gerçeğidir!.. Üstelik kuantum fiziği newton fiziğinden daha anlaşılmazdır... bu sebeple daha 'anlatılamazdır' da... ancak daha insanidir; daha sezgiseldir çünkü!...

Astrolojiye zorlama itibar kazandırma çabaları yerine, onun üzerine düşünmek bilinç-düşünce bütünlüğü halinde bir konum belirlemesi yapmak, ancak metod araştırması ile mümkündür. yoksa kullandığı nesneler üzerinden ispat çabalarıyla daima eksik, eski ve yarım kalmaya yada ciddiyetten uzak olarak algılanmaya mahkumdur...

Astrolojiye 'Astrominin bu çılgın kızına' hak ettiği itibari vermek isteyenlerin yapması gereken bir astro-felsefe oluşturarak içine sistematik bir astroloji sanat'ı ile bergsonvari bir estetik -diyalektik sentezini dahil etmekten ibarettir.

5 Nisan 2009 Pazar

ASTROLOJİ'DE AŞKIN KELEBEK ETKİSİ ....


İlk bakışta nasıl âşık oluruz?

Hangi burçlar ya da burcunun hangi özelliği öne çıkan insanlar kolay âşık olur? Uzun süren ve derinlemesine bir ilişki yaşamak isteyenlerden misiniz yoksa birçok gönül macerası yaşamaya hevesli olanlardan mı? Hangi burç gurubu sizin için idealdir? Ya tamamen birbirinize zıtsanız ne olacak? Zıt karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde bir buluşma noktası yakalamak hiç mümkün değil midir?

Astroloji’de bilinen ve en çok kabul edilen genel yorum, aynı element gurubuna dâhil olanların birbirleriyle olan ilişkilerinde çok daha uyumlu olacakları yönündedir. Bu kanı doğal olarak doğrudur ve içinde uzun süreli her türlü anlaşma biçimini barındırır. Eğer siz bir yengeçseniz, en iyi balık veya akrep burcu ile anlaşırsınız. Çünkü ortak bir tabiatta buluşuyorsunuzdur. Su tabiatında. Duyguları yaşama ve anlatma kapasitesi birbirine benzerdir. Karşınızdaki su grubundaki kişi, siz daha cümlenizi kurmadan ne demek istediğinizi anlar ve ona göre karşılık verir. Etki ve tepki son derece alışılmışa yakındır. Ve sonuç muhteşem olur. Biz bize benzeyen insanları severiz. Çünkü kendimizi anlatmamıza gerek kalmadan, gözlerimizle veya beden dilimizi kullanarak kendimizi ifadelendirdiğimizde karşımızdaki kişinin bizi yanlış anlamayacağını biliriz. Oturduğumuz temel aynıdır. Ortak zemin. Bu kişiler aynı evi paylaşan kişiler gibidirler. Odaları, tuvaletin ve banyonun yerini zaten biliyorlardır. Yani bilinçaltımızın odacıkları birbirine benziyordur ve bizler kendimizi tanıdık bir mekânda gezer gibi hissediyoruzdur. Güzel, keyifli, kolay, huzur verici, güven dolu, alışkanlıklarımızı da beraberinde götüreceğimiz bir ilişki yaşarız doğal olarak.

Bu elbette güzeldir, daha ziyade rahat ve az sorunludur. Hayat zaten yerince zor değil midir hepimiz için? Hangimizin ilk gençlik dönemindeki ideallerin peşinden giderken canı yanmamıştır ki? Güvenli sularda dolaşmanın ne sakıncası vardır? Bunların hepsine diyecek yok. Hepsi de çok doğru ve akılcı, mantıklı, sağduyulu vs. vs.

Peki ya o insana yaşadığını hissettirecek mücadeleyi verebilecek karşıt enerji nerede? Nerede o aşk hissiyle kavrulma, neredeyse yok olma duygusu? Ne kadar büyük bir acı olsa da hayata dair alınan son derece keskin bir viraj, nasıl da büyük bir öğretmen, ya bundan alınacak büyük hayat dersleri? Bunlar nerede?

Dikkat edersek eğer, yazılı edebiyata aktarılmış bütün aşk ilişkilerinde mutlu mutlu birbiriyle anlaşan, güvenli sularda dolaşan bir oğlak ve bir başak ilişkisinden bahsedilmez. Anlatılan bütün masallarda aşk hikâyeleri hep acımasız, hep gözyaşı dolu ve hep erişilmez olandır. En çok canımızı yakan, en ağır hastalıklara yakalanmamıza sebep olan viritük bir durumdur. Kurtuluş çoğu zaman olmaz. Kurtulabilenler de genelde kendilerini başkalarına anlatmak ihtiyacı duyarlar. En güzel aşk şiirleri, şarkı ve romanları böyle bir aşkı yaşayan kişilerden çıkar. Neden bu böyledir?

Sizinle aynı zemini paylaşmayan karşıt burçtan birine âşıksanız ne yapmanız gerekiyor?

Astrolojide synastry diye bir teknik kullanılır. Synastry’nin kelime manası eşleşimdir. Eşleşim, doğum haritaları çıkartılan iki karşı cinsin, elementler bazında uyum ve uyumsuzlukları ile haritadaki gezegensel yerleşimler ve bunlar arasındaki açıların yorumlanmasıdır. Dolayısıyla bir kişinin sadece güneş burcuna bakılarak başka bir burçla anlaşıp anlaşamayacağını söylemek son derece yüzeysel ve yetersiz bir bilgi olur.

Tabi ki güneş burçlarının birbirleriyle uyumlu olması ilk etapta çok önemlidir. Ama bunun yanında ilişkiyi güçlendirecek yeterli donanımlar haritaya yerleşmişse, kişilerinin güneş burçlarının uyumsuzluğu çok büyük önemde değildir. Dahası birbirlerinin eksikliklerini tamamlama konusunda faydalı olabilir.

Koç – Aslan – Yay ateş gurubu burçlarıdır. Her birinin özellikleri farklı olmakla birlikte temelde aynı ortak zemini paylaşırlar. Ateş enerjisini. Canlandırıcı, hayat ve pozitiflik kazandıran yaşam güneşini paylaşırlar. Can verici olması sebebiyle tek bir şeye işaret eder. Benlik yada diğer adıyla ego. Egoları birbirine benzeyen bu kişiler yaşam kaynaklarındaki eş’lik sebebiyle birbirlerini kolay anlarlar ve ilişkileri de uzun süreli olur.

Ateş guruplarını bir ateş kadar olmasa da daha yakından anlayabilecek diğer gurup hava gurubudur. İkizler, Terazi, Kova. Ateş enerjisini havanın varlığı daha da alıp götürebileceği, yaratıcı özellikleri güdümleyici olabildikleri gibi, fazla yoğun olduklarında ateşi dağıtarak yok olmasına sebep olabilirler. Ateş gurubu bir insan için, hava gurubunda birine âşık olmak demek, ileri götürücüye âşık olmak demektir. Ateş gurubu, havanın etkisiyle düşüncelerini yukarıya taşımayı öğrenir, ideallerin peşinden koşmayı, onları gerçekleştirecek ortamlar yaratmayı, mümkün olmaz denileni başarma azmi ve hedefini, üstüne üstlük bütün egolarıyla pırıl pırıl parlamayı öğrenirler. Yanan bir ateşe biraz hava üflerseniz alevlerin yukarı doğru yükseldiklerini, renklerinin parlak ve canlılığını daha iyi gösterdiklerini görebilirsiniz. Bu ilişki böyle bir ilişki olacaktır.

Eğer ateş gurubundan biri, toprak gurubundan birine âşıksa yani Boğa, Başak ve Oğlak’a bu sefer durum daha keskin hatlarla çevrilidir. Topraklar laubaliliğe gelemezler. İstedikleri net ve kesin uygulamalar, ciddi tasarılar, bunların uygulama yöntemleri, kısa ve uzun vade planlamaları ve belirli bir gelecek analizi. Ateş grubu enerjisini boşa harcamaya çok müsait bir burç olduğundan, toprak gurubu onun enerjisini bir yere yoğunlaştırmasına yardımcı olması bakımından çok destek alabileceği bir guruptur. Yoğun ateş enerjisinin bir alanda toplandığını düşünün. Ortaya ne muhteşem bir güç çıkar. Isı derecesi dayanılmaz boyutlara varır ve o enerji ile çok büyük bir manyetik alan yaratılır. Kocaman bir çekim alanı. Aynı dünyanın merkezinde var olan magma tabakası gibi. Ateş guruplarının toprak guruplarıyla yaşayacakları ilişkide öğrenecekleri veya kazanacakları en büyük şey, enerjilerinin yoğunlaşmış halidir. Bir insan için kendi enerjisinin boyutlarını somut halde görmekten daha haz verici başka ne olabilir ki? En büyük ego tatminini bir ateş burcu başka nerde yaşayabilir? O yüzden bu ilişki haz verici bir ilişki olacaktır.

Ateş burçları için en korkulan ilişki su gurubundaki bir kişiye âşık olmaktır. Buhar olup gidebilir veya hepten sönebilir. Peki, ama o yoğunluk ne olacak? Su gurubundan birisi ateş gurubuna belki daha önce hiç dikkat etmediği yoğun duygusallık ve romantizm verir. Yaşamın sadece eylemden ibaret olmadığını, bazen hiç bir şey yapmadan durup sadece yoğun bir duygu seli içinde kendini kaybetmenin vereceği sonsuz huzur hissini tattırabilir. Yoğun olan her şey bizim varlığımıza bir tehdit gibi görünse de sonuçta bizde derin izler bırakır. Yaşamımız boyunca o yoğun duyguların izlerini taşırız ve kendi kendimizle kaldığımız her an, aynı yoğunluğu yakalamaya çalışırız. O doyurucu bir yoğunluktur. Ruhun doyması gibi. Denizde yüzüyorsunuz ve dalış yapıyorsunuz. Denizin dibinde, her tarafınızda sadece su vardır. Sizi öyle sarar ki ya sudan bir parça olmak zorunda kalırsınız ya da suyun dışına çıkıp oksijen almak. Ama bütün dalış yapanlar bilirler ki, suyun dibinde olmak bir tutkudur. Oradaki yoğunluk sizi manyetik bir güçle çağırır ve karşı koyamazsınız. Dalmak, dalmak ve sürekli dalmak istersiniz. İşte bir ateş gurubu için suyun içinde yakalayacağı şey tutkulu aşk olacaktır. Tutkulu ama dayanması zor hatta imkânsız. Çünkü öldürücü olandır aynı zamanda.


Belki bu ilişkiler yaşamımızda bir kelebeğin yaşam süresi kadar var olurlar. Ama izlerini bir ömür boyu taşırız. Aşk’ın kelebek etkisi denilen şey işte budur. Tamamen bize zıt olan birine âşık olmak.

Hangi deste kartı senin ruhunu yansıtıyor?

ZÜMRÜT'ÜN RUHU BEDES der ki ...

'UYUMU AMAÇLAYAN ŞEYLER YAPMALISIN'





Bedes, ormanda tek başına yaşayan bir ruhtur. Onu görmek için sabahın erken saatinde sedir ağacı ormanına giderek, bir sedir ağacının altında oturmalı ve Bedes'in gelmesini beklemelisin. Adaletli ve kin tutmayan bir ruhtur.


Ruh derki ; ' Sabırla silahlanmalısın. Hastalık ve kayıplar, tes giden şeyler her ne ise, bütün bunlar seni bilgilendirmek, daha güçlü yapmak ve tecrübeli bir insan olmanı sağlamak içindir. Sana ağır gelen sıkıntıların üstesinden geldiğin takdirde Zümrüt'ün ruhu sana yaşamında Ahenk sözü verir.'



********

ELMAS'IN RUHU İSFAHAN DER Kİ...


'ZAFER KAZANMAK İÇİN İYİ YÖNDE BİRŞEYLER YAPMALISIN'


Elmas'ın Ruhu dünyada yaşamaz. Yıldızları dolaşır ve onlarla konuşur. Özgür olduğundan onu yakalayıp asla bir kafese koyamazsın. Hiç bir buyruk altına girmez. Herkez ona sahip olmak ister o ise yıldızlarla konuşmayı.

Ruh der ki; ' Hemen tutumunu değiştirmelisin. Amacına ulaşmak için soğukkanlı olmayı öğrenmelisin. Hareket etmeden iyice düşünmeli ve az konuşmalısın. İstediğin şeye ulaşırken ağlayıp sızlanmak, boş gevezelikler yerine dinlemeli, öğrenmeli ve aynı hataları tekrarlamamalısın. Hatalarından ders alanlar zaferi en çok hak edenlerdir. '


*********

YAKUT'UN RUHU ARİMAN DER Kİ...

' DENGEYİ İSTE '



Ariman erkekleri karanlık ve gizemli bakışlarıyla hipnotize eden çok güzel ve çekici bir kadındır. Tutkulu, sahiplenici ve çok kıskançtır. Gizli aşklar ve aşıklar peşindedir. Cinselliği ve güzelliği bir silah olarak kullanır ve kendisine aşık olanlara hükmetmek ister.

Ruh der ki; ' Kıskançlık ve güvensizlik zincirlerini kırmalısın. Düşünmeden hareket edersen pişman olursun. Soğukkanlılığını koru. Cinsel çekiciliğine ve aşkının gücüne güvenmeyi öğrenmek zorundasın. Aşkını kazanmak istiyorsan, gizemini korumalısın. Gizem bütün büyülü hisleri harekete geçiren altın anahtardır. Gizem anahtarı ile büyük kapıları açmaya hazır olmalısın'


***********

ABONOZ'UN RUHU SELENA DER Kİ...
' MUTLULUĞA GİDEN YOLDA İLERLE '

Abonoz'un Ruhu Selena, çok zekidir. Bir gün dürüsttür ertesi gün oyun yapar. Hangi gün nasıl olacağını kendisi bile bilmez. Sürekli şekil değiştirir. Çok inandırıcıdır. Ona bir kere inanmaya gör. İşte o zaman senin gerçek yüzünü açığa çıkarır. Kendinle yüzleştirir.

Ruh der ki; ' İlişkilerdeki sorun çok fazla yalan söylenmesinden kaynaklanıyor. Bir sonraki adımı atmadan önce kendine dürüst olmayı öğrenmelisin. Ne istediğine iyi karar ver. Etrafındaki maske takmış kişilere dikkat et. Üst üste koyduğun taşların üzerine hergün bir yenisini koymalısın. Hergün sahip olduğun yeni şeyler için sevinmeli ve geçmişte kaybettiklerin için üzülmeyi bırakmalısın. Herkesten önce kendi yüzünü güldürmeyi öğrendiğinde, doğanın ritmine uyacak ve kendi müziğini yapmayı öğreneceksin.